6 Şubat 2012 Pazartesi
Akbank Sanat Galerisinde Michael Snow!
Deneysel sinemanın İstanbul'da ne kadar az bilindiği düşünülürse Michael Snow'un ufak bir sergisinin İstanbul'a uğraması yılın sinema olayı sayılabilir. Gerçi sergide deneysel sinemadan ziyade enstalasyona kayan işler var. Ama işlerden bir tanesinde Snow şöyle bir cümle okutuyor bize(aklımda kaldığı kadarıyla): ''Ortalama galeri izleyicisinin ortalama bir galeride duvara yansıtılmış bir işi izleme süresi 10 saniyedir. 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10. Biz şimdi aramızda bir anlaşma yapıp bunu bozalım.''
Sinema hissinden %100 kopuş sözkonusu değil. Örneğin alt kattaki dört duvara yasıtılmış piyanoların olduğu oda, korkutucu bir özgürlük hissi vadediyor: Kurgusunu(ki buna ses kurgusu da dahil) izleyicinin yaptığı bir çeşit soyut film. Yorumu izleyiciye bırakılmış bir ham malzeme. Sanki Snow önünüze bu malzemeleri atıyor ve ''hadi bakalım, oyna şimdi, canın nasıl oynamak isterse'' diyor. Kaosla(ya da özgürlük denilen şeyle) sizi tek başınıza bırakıyor. O nedenle hem kozmik, hem de oldukça kişisel bir deneyim. Üst kattaki ''That/Cela/Dat'' hem bir monolog, hem bir diyalog, hem de(odada birden fazla kişi olduğu anda) toplu halde yaşanan bir deneyim. Sanat eseri mi sizle konuşuyor, siz mi sanat eseriyle konuşuyorsunuz belli değil. Michael Snow belli ki bu tarz anlam kaymalarından çıkan gerilim ve mizaha bayılıyor . ''SSHTOORRTY'' adlı işini ''a moving picture about a moving picture'' olarak tanımlaması belki de tüm sergideki mizah duygusunun doruk noktası.
Sergide dinleyebileceğiniz Michael Snow imzalı müzikler de var: ''W in the D'' adlı dakikalarca süren bir ıslık doğaçlamasının en ilginç taraflarından biri hiç kurgulanmamış ya da dijital bir süreçten geçirilmemiş olması. Kendi başına zaten heyecan verici bu müziksel deneyime paralel olarak, Snow fiziksel olarak kendini sınıyor. Islıklar arasında nefes alıp vermek zorunda oluşunu deneyimlemek kelimelerle anlatılamayacak kadar sarsıcı bir deneyim. Benim için Snow'u Snow yapan şeyin özeti burada yatıyor: Kavramsal olanı inanılmaz ruhi bir boyutta yapması…ya da tam tersi.
Sergiye ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Michael Snow'un eserleri 25 Şubat'a kadar Aksanat'ta. KAÇIRMAYIN!
Rüya gibi zaten. Sadece deneysel sinemanın değil, tüm sinema tarihinin en büyük 20-30 yönetmeni arasında büyük bir içrahatlığı ile sayılabilecek Michael Snow, evet T-H-E Michael Snow'un videolarından oluşan bir sergi şu anda İstanbul'da Aksanat'ta devam ediyor. Bu sergi 18 Ocak'ta başladı, bugün Şubat'ın 6'sı, yani tam 19 gün gecikmeli olarak yazıyoruz bu yazıyı. Ulan o zaman siz ne işe yararsınız diye soracağınız tutarsa, ne diyelim, haklısınız. Neyse, geç olsun, güç olmasın deyip kendimizi avutuyoruz.

Bu sergi 25 Şubat'ta bitiyor. Yani halen gidip görecek BOLCA vaktiniz var. Belki birileri kızacak ama, etrafta 'sanat' diye bize pazarlaması yapılan binlerce şeyin arasında Michael Snow'un eserleri o kadar gerçek, o kadar insan, o kadar güzel, o kadar dahiyane duruyor ki. Ve tabi, bu sefer 10 saniyenizden daha fazlanızı ayırmanız gerekecek bu ilk bakışta basit görünen başyapıtların hakkını verebilmek için.
Önce isterseniz Michael Snow kimdir, ordan başlayalım. CFMDC'nin (Canadian Filmmakers Distribution Center / Kanadalı Yönetmenler Dağıtım Merkezi) biosunu da okuyabilirsiniz.
1929 doğumlu Michael Snow birçok medyada çalışan ve bunların hepsinde müthiş eserler üreten bir sanatçı: film, fotoğraf, holografi, müzik, kitap, video, ses enstallasyonu, heykel, resim ve çizim. Snow, Kuzey Amerika deneysel sinemasının babalarından. 1967'de yaptığı Wavelength halen o dönemin en önemli eserlerinden sayılıyor ve deneysel sinemaya azıcık yer veren kitaplarda bile yer bulan nadir deneysel filmlerden. 1974'te yaptığı 270 dakikalık Rameau's Nephew by Diderot (Thanx to Dennis Young) by Wilma Schoen ise belki de Michael Snow'un başyapıtlarının başyapıtı. Filmlerinde, videolarında ve diğer tüm eserlerinde, kavramsal olanı biçim olarak da güzel olan ve bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağı müthiş bir potada eritiyor. Snow'un yapıtlarını izlerken insanın aklından binbir düşünce geçiyor ama aynı zamanda yapıtlar, izleyicinin hep o anda bakmakta olduğu şeye özellikle dikkat etmesini sağlıyor. Yani 'burda', 'şimdi' olan ve deneyimi yaşayan kişinin o anda yaşamakta olduğu deneyime çok önem veren yapıtlar bunlar. New York'ta kendisine konuyla ilgili bir soru sorduğumda da bana kavramsal olanla duyusal olanın birbirinden ayırt edilemeyeceğini ima eden bir cevap vermişti. Neredeyse tüm eserlerinin derinliklerine işleyen mizah ise ekmek kadayıfının üzerindeki kaymak gibi.
Zaten CFMDC'nin sayfasında da belirtildiği üzre, Snow eserlerini 'duyusal felsefe' olarak niteliyor ve 'Bir medyayı diğerlerinden ayıran temel özellikler nelerdir?' sorusunu soruyor.
Ve hepimizin bildiği üzere, sinemanın materyelleri, yani özü, ışık ve zaman (hikaye, karakterler, psikolojiler veya hareket değil).
Aksanat'taki işler için de bütün bunlar geçerli tabi. 83 yaşında halen Michael Snow'un ne kadar üretken olduğunu ve halen gücünden birşey yitirmediğini gayet açıkça görebiliyoruz.
Aslında burada bu eserler hakkında da birşeyler karalamak isterdim ama siz de takdir edersiniz ki bu kadar büyük deneyimleri bazen kelimelerle anlatmak çok zor olabiliyor. Umuyorum ki, Aksanat'a önümüzdeki günlerde birkaç kere daha uğradıktan sonra eserlere özel birşeyler de yazabilirim. Şimdilik oradaki favorilerimin SSHTOORRTY, Piano Sculpture, Condensation: A Cove Story ve tabi ki That/Cela/Dat olduğunu söyleyebilirim.
4 Şubat 2011 Cuma
!f 2011 tavsiyelerim
Selamlar, uzun zaman oldu görüşmeyeli.
!f 2011 hakkında aslında tavsiye yazmak bizim haddimize değil, filmlerin büyük bir oranını seyretmiş olan Küçük Sinemalar yazarı Mustafa kardeşim tavsiyelerini !f'in sitesinde yazmış. Herşeyden önce sizi oraya yönlendirmek istiyorum, linkiniz budur! Onun tavsiye ettiği filmlerin hepsini görmeyi kendime hedef edindim, bir tanesi dışında da o filmlere bu yazıda bilerek yer vermedim.
Benim görmek için en sabırsızlandığım film Le Quattro Volte.
Notre Jour Viendra, aslında pek de umrumda olmayan yönetmen Costa Gavras'ın oğlu Romain Gavras'ın ilk uzun metrajı. Kendisini bir süredir çektiği klipler sayesinde takip ediyorum, bayaa da enteresan işler peşinde oldu şimdiye kadar (bkz. Vimeo sayfası). Romain'in Fransa'da yasaklanan bu klibi hakkında ilahlarımdan Chris Marker bir yazı yazmış, 'Kimsenin görmek istemediğini göstermek, şiirin işlevlerinden biridir' diyerek savunmuştu. Fransızcanız varsa yazıyı buradan okuyabilirsiniz.
Diğerlerinden ise, olağanüstü komik bir fragmanı olan La Mosquitera, güzel bir ruhu var gibi görünen Noel'den Sonraki Salı, mizahla dramı güzel harmanlayacak gibi duran Pál Adrienn, !f'in sitesinde fragmanı bulunmayan ama buradan bir kısa filminin bir bölümünü izlediğim Taha Karimi'nin Kandil Dağları ve dünya tatlısı insan Bruce LaBruce'un yurtdışında bazı yerlerde bile yasaklanmaktan zor dönen politik zombi filmi L.A. Zombie...
Kısalardan konu açılınca ise ben mümkün olduğunca hepsini görmeye çalışıcam. Aralarında değerli yönetmenler keşfedeceğimi umut ediyorum. En merak ettiğim ise Cem Öztüfekçi'nin ülkemizi Ocak ayında Angers'de temsil eden Nolya'sı.
Son olarak da, bu tarz şeyleri yazmayı pek sevmem ama... Hepsi Senin İyiliğin İçin seçkisinde benim de saldım çayıra... isimli bir kısa videom gösteriliyor. Bu vesileyle videomun müziğini yapan Lari Dilmen'e ve cep telefonuyla çektiği görüntülerle videoya müthiş bir katkı yapan dostum Okan Aydın'a buradan da teşekkür ediyorum. Bu seçkideki film/videoların neredeyse hepsini gördüm, aralarında birçok deneysel iş de var. Bayaa bir içinde olduğum için objektiflik iddiasında bulunamayacağım (hiçbir zaman bulunmuyorum gerçi) ama gerçekten tavsiye ederim. Süreci !f'in tanıtım yazısı güzel özetliyor.
Aynı gösterimde filmleri gösterilecek diğer yönetmenler: Ali Taptık, Deniz Buga, Emre Akay, Extramücadele & Serkan Tunç, Fatih Kızılgök, Gürcan Keltek, Selda Asal, Zeyno Pekünlü
Biletler yarın satışa çıkacak. Herkese iyi seyirler dilerim!
23 Temmuz 2010 Cuma
BIT UÇAĞI RADARDA GÖRÜNMEYECEKTİR

Ne yalan söyliyim, Godard sevmem, seveni de sevmem, ama Nathan'a bir kıyak yapıp burada reklamını yapıyorum... Şaka bir yana, Messiaen ile başlayıp Apichatpong ile biten bir programa can feda.
Programın Social Network event sayfası budur. Aynı sayfadaki program hakkındaki bilgiler şu şekilde:
Please join us for an evening of sound and video dedicated to curious perspectives, creative apocalypse, strange visitations, and various types of aircraft.
Total runtime: 65min / curated by Nathan Lee
____________________
Quartet For the End of Time: 1. Liturgy of Crystal
Olivier Messiaen
Tashi Quartet: Peter Serkin (piano), Ida Kavafian (violin), Fred Sherry (cello), Richard Stoltzman (clarinet)
Composed 1941 (recorded 1989), mp3, 2:24
Une Catastrophe
Jean-Luc Godard
2008, video, French, 1:00
B.I.T. Plane
Bureau of Inverse Technology
1999, video, English, 15:00
A Journey That Wasn’t
Pierre Huyghe
2006, video, English, 23:00
Last Men (work in progress)
Adam Shecter
2010, video, 5:30
A Letter To Uncle Boonmee
Apichatpong Weerasethakul
2009, video, Thai w/English subtitles, 17:00
22 Temmuz 2010 Perşembe
Visible Evidence
Visible Evidence, 1993 yılından beri, belgesel uygulamalarını ve kültürünü araştırmak amacı ile bu konuda çalışan akademisyenleri, sanatçıları, yapımcıları, küratörleri ve belgesel tutkunlarını bir araya getiren, uluslararası bir kongredir. Temel amacı, başlangıcından itibaren kamusal alan üzerinde çok kuvvetli etki yaratmış bir kültürel üretim biçimi olan belgesel konusundaki çalışmaları ilerletmektir. Visible Evidence, uluslararası ölçekte, belgesel çalışmaları alanındaki en önemli akademik kongredir.
Visible Evidence XVII’nin İstanbul’da düzenlenmesi ile böylesine önemli bir uluslararası belgesel kongresi ilk defa Ortadoğu’da bir ülkede, Türkiye’de, gerçekleştirilmiş olacaktır. Aynı zamanda, İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması dolayısı ile kongre, belgesel ile ilgili tüm başlıkları ve güncel konuları Türkiye ve içinde bulunduğu bölge ekseninde ele alacaktır.
Programa baktığımızda Küçük Sinemacıların ilgisini çekebilecek pek çok isimde görüyoruz: Ken Jacobs'lı, James Benning'li, Su Friedrich'li ve tabii ki de bol bol Chris Markerlı sunumlar ve kim bilir daha neler neler. Her yanıyla bana yine "Yahu keşke İstanbul'da olsam" dedirten bir sinema hadisesi. Program'ın tamamını bu .pdf'den görebilirsiniz.
Konferansa katılmak için kayıt olmanız gerekiyor, ki ben yer dolmadan şimdi yapardım. Günlük ücretler 25 TL, ama üç gün için, akşam yemekli, vs'li paketlerde bulunuyor.
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Kendi Filmini Kendin Yıka! veya Projektörünüzü Nasıl Bozarsınız?
Yannis yıllardır çektiği Super-8 ve 16mm filmleri laboratuara göndermeden kendi evinde yıkayıp develope eden bir kardeşimiz. Son birkaç aydır da İstanbul'da yaşarken nasıl becerdiyse aynı kimyasalları burada da edindi, düzeneğini kurdu ve sevdiği/bildiği işi yapmaya devam etti. Çektiği Super-8 filmlerin bir bölümünü ben de gördüm hatta, Beyoğlu'nda dünya tatlısı insan Erdoğan Bidav'ın dükkanında telesine yapmıştık... Yannis İstanbul'un ve İskenderun'un günlük hayatını çok içten ve meraklı/inceleyen bir gözle çekmiş, keşke dedim kurgulasa da izlesek!
Her neyse, Yannis'le bu mevzubahis müthiş günde iş çıkışı buluştuk, akşam güneş battıktan sonra ama hava hala mavimsi bir renkteyken aldım Yannis'in elinde kalan son Super-8 filmi (Ektachrome 100'dü yanlış hatırlamıyorsam), kameraya taktım ve uzun bir süre sadece tek-kare çekerek filmi bitirdim.
Sonra Yannis Abimizin Kola ve Çamlıca şişelerine doldurduğu garip kimyasallarla düzeneği oluşturduk ve üç adımlık bir yıkama deneyi gerçekleştirdik. Deney deme nedenim şu, bilinçli olarak sürelerle oynadık, film şeritlerini birbirine sürttük, zaman tutmak için kullandığımız cep telefonunun ışığını tamamen gizlememiz gerekirken biraz daha rahat davrandık, vs. vs.
Olağanüstü bir histi gerçekten.
Sonra filmi suyla uzun süre yıkadık ve Yannis'in kapı girişine boydan boya astığı ince ipliğin üzerine serdik. Neredeyse bütün filmin üzerinden geçtik beraber, şaşırdık, konuştuk, renklerden bahsettik, filmin renk değiştirişini izledik... Uzun bir bölümü bembeyazdı mesela, bunun tahminen odadaki cep telefonu ışığından dolayı over-exposed olma durumu olduğuna kanaat getirdik. Ama ilginç bir şekilde filmin sadece bir bölümü için geçerliydi bu durum. Ve o bölümde de kaynar su misali garip lekeler vardı filmin üzerinde...
Normalde Yannis'in deyişiyle 4-5 saat beklemek gerekiyormuş, ama saat zaten 11 falan olmuştu, ve ben çektiklerimi görmek için heyecandan çatlamak üzereydim, zaten de 'ne kadar yanlış o kadar iyi' mantığı ile ilerlediğimizden dolayı filmi küçük bir bezle kurutup minik makarasına sardık.
Birkaç dakika sonra projeksiyon makinesi duvara bakar pozisyondaydı. Benim HD kameram da bunu düzgün görebilecek bir yerde amatör bir telesine yapma amacıyla hazır ve nazır...
Makine çalıştı ve film akmaya başladı. Kesinlikle sinema açısından bir değeri olduğunu düşünmüyorum ama Küçük Sinemalar okurlarına özel olarak telesineyi buradan izleyebilirsiniz. Şifre: kucuksinemalar
24 Mart 2009 Salı
İstanbul Film Festivali
İstanbul Film Festivalinin sayfasında daha detaylı olarak programlara bakabilirsiniz.
Açık Kapı: Ozan Adam
Düzende Çok Küçük Bozukluklar
21 Ağustos 2008 Perşembe

Bir iki ay once Noyan & Noyan'dan bahsetmistim- simdi ise internet sayfalarini kesfettim! Tum Super 8 film islemleriniz icin, tum tavsiyelerimle:
http://www.noyan-noyan.com/
13 Haziran 2008 Cuma
Istanbul'da Nam June Paik

(Resim: Albright-Knox'un sitesinden Paik'in Piano Piece isimli, 1993 yılında yapılmış işi.)
Haziranın 21'inden Temmuz'un 19'una kadar Mısır Apartmanlarında bulunan URA! galerisinde Nam June Paik'in Beatles Electronique isimli parçasını görme imkanı bulacağız. Hem televizyon hem de video'nun sorunları ve olasılıkları üzerine ciddi ciddi düşündüren, iki sene önce kaybettiğimiz bir sanatçı Paik. Daha önce de ilginç işler getirmiş olan ve aralarında Kenneth Anger'in filmlerini, hem de çıkartabildiğim kadarıyla film halinde getiren bu galeriye göz atmak lazım.
URA Website
http://www.ura-project.org/
URA Blog
http://uraistanbul.blogspot.com/
UPDATE (18/6/08): Kenneth Anger'in filmleri daha gösterilmemiş. Gösterildiğinde de film halinde gösterilecekmiş. Bunun için ise daha bir tarih belli değil, ama emin olun ki olduğunda URA!'nın blogunda görebilirsiniz.
