11 Nisan 2014 Cuma

Michael Snow @ Aksanat 2012

Konuyla ilgili Altyazı Dergisi'nin Devre Dışı bölümünde Mart 2012'de bir yazı yazmıştım. Aşağıdan okuyabilirsiniz...



Sonsuzluk, Şimdi ve Burada

Kuzey Amerika deneysel sinemasının kurucularından Michael Snow’un video enstalasyonları ve müzik dinletilerinden oluşan Solo Snow isimli bir sergi 18 Ocak - 25 Şubat tarihlerinde Aksanat’ta sergilendi. Bu ‘İstanbul için büyük’ adım neredeyse sessiz sedasız geçmiş gitmiş oldu maalesef. Halbuki Michael Snow’un işleri o kadar güzel, o kadar candan, o kadar dahiyane ki!

Kendi deyimiyle ‘çok da eskiden doğmamış olan’ (1) (1929, Toronto) Michael Snow, birçok medyada çalışan bir sanatçı: film, müzik, resim, video, ses enstalasyonu, fotoğraf, holografi, kitap, heykel ve çizim. Zaten etkilendiği sanatçılar listesi de bunun bir yansıması sanırım: Duke Ellington, Piet Mondrian, Hollis Frampton, John Cage, Jan Vermeer, Ernie Gehr, Bach, vs.


Wavelength
1967'de yaptığı Wavelength, deneysel sinemaya azıcık yer veren kitaplarda bile yer bulan nadir deneysel filmlerden. Film, bir odanın içinde 45 dakika süren ve sonunda duvardaki dalga fotoğrafına odaklanan bir zoomdan oluşuyor. Bu 45 dakika içinde odaya bir kitaplık taşınıyor, bir adam giriyor, yere düşüp ölüyor, sonra evin sahibi olduğu anlaşılan bir kadın içeri giriyor, telefonda Richard isimli birine yerde ölü bir adamın yattığını anlatıyor, vs. Yani kurmaca bir yönü de olduğu söylenebilir filmin. Ama o sürekli devam eden zoom nedeniyle herşeyden önce izlediğimiz filmin bir film olma özelliğine odaklanıyoruz. Snow’un kendisi ise bu filmi ‘sinir sistemimin, dini sezilerimin ve estetik fikirlerimin bir özeti’ (2) veya bir ‘zaman anıtı’ (3) olarak tanımlıyor. ‘Renkli ışığın düz bir yüzeyde yansıması. Materyellerim: ışık ve zaman. Ve üç boyut illüzyonu...’ (4)
Bu ‘üç boyut illüzyonu’ konusunda bir röportajında Snow, Cézanne’ı örnek gösteriyor. Cézanne’ı dış gerçekliği algılayışımızın öznelliğini temsil edilenden de daha fazla öne çıkarması nedeniyle önemli buluyor Snow. (5) Birşeyin temsilini yapmaktansa kendisi bir ‘şey’ olan sanata önem veriyor.

Michael Snow, Wavelength’ten sonra diğer sanat dallarında eserler vermeye devam ederken sinemanın doğasına dair araştırmaları da devam ediyor. Yönetmenin diğer önemli filmlerinden bazıları: La Région Centrale (1971), Rameau's Nephew by Diderot (Thanx to Dennis Young) by Wilma Schoen (1974), So Is This (1982), Corpus Callosum (2002)


Solo Snow
Aksanat’ta, galerilerde sergilenmek için yaptığı videolardan altı tanesi bulunuyordu. Aynı filmlerinde olduğu gibi video enstalasyonlarında da Michael Snow, kavramsal olanı biçim olarak da güzel olan ve bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağı müthiş bir potada eritiyor. Bu eserlere bakarken aklımızdan binbir düşünce geçiyor ama aynı zamanda da o anda bakmakta olduğumuz şeye odaklanıyoruz. Yani 'burada', 'şimdi' olan ve deneyimi yaşayan kişinin o anda yaşamakta olduğu deneyime çok önem veren eserler bunlar. Belki de Snow’un işlerini güncel sanat dünyasında gördüğümüz birçok kavramsal işten ayıran da bu: kavramsal olanın duyusal olan ile beraber işlemesi. Zaten kendi yaptıklarını ‘duyusal felsefe’ olarak niteleyen bir sanatçıdan da bunu beklemek gerek sanırım. Neredeyse tüm eserlerinin derinliklerine işleyen mizah ise ekmek kadayıfının üzerindeki kaymak gibi.

Aksanat’taki videolardan That/Cela/Dat (2002), bir anlamda So Is This’in video enstalasyonu versiyonu. Her ikisi de, neredeyse sadece kelimelerin tek tek ekrana yansımasından oluşan cümleler ile ‘yazar’ın izleyiciye konuştuğu eserler. Ama sinemada film izleme deneyiminden bahseden So Is This’ten farklı olarak, bu sefer bir galeride bir işe bakıyor olma deneyimi üzerine konuşuyor ‘yazar’. Ve yine ‘bu’ kelimesi üzerine düşünmeye itiyor bizi. Bir şey hakkında ‘bu’ dediğimiz zaman ‘bu’ kelimesini mi ifade ediyoruz, yoksa ‘bu’ kelimesi ile ifade etmeye çalıştığımız nesneyi mi? Böyle bir eserde ‘bu’ kelimesi ekranda göründüğü zaman ekranda ışığın bir yansımasından mı bahsediyoruz, ışığın yansıdığı zeminden mi? Ya da metnin o anda gönderme yaptığı şeylerden mi? Hepsinden mi?

Burada da video bize ‘şimdi’ ve ‘burada’ olanı unutturmuyor. Örneğin o anda galeride olduğunu varsaydığı ‘güzel bir kız’a bakmamızı öneriyor, veya galerideki diğer eserlerin de ‘iyi olup olmadığını’ soruyor ve en sonunda da bize The Wizard of Oz’un ünlü şarkısına hep bir ağızdan karaoke yapmamızı öneriyor: ‘some-where o-ver the rain-bow skies are blue’. Bunu yaptıktan sonra kelime kelime sorduğu soru ise oldukça çarpıcı: ‘Bu kelimeleri okurken zihninizde kimin sesini duydunuz?’ Ve bu sorunun doğal yansıması: ‘Yazar’ kim? Michael Snow mu? Bir birey olarak izleyici mi? Veya hepimizin bunları okurken hayalini kurmaya çalıştığı kolektif bir izleyici mi var? Bir sanat eserine bakarken bir birey miyiz biz?

That/Cela/Dat’i birçok benzer soruları sorduran kavramsal sanat eserinden ayıran bu kelimelerin ekranda görünürkenki ritmi. Hepimizin konuşma ritmi farklı değil mi sonuçta? Aynı kelimeler ekranda farklı bir ritmde görünse farklı bir his yaşamayacak mıyız? Bir film veya video izlerken eserin manası, ritminden bağımsız düşünülebilir mi? Bach’ın veya Rameau’nun müzikte belirlediği yüksek standartlara yeltenebilecek kadar güzel bir ritm Snow’unki. Müzik gibi kendi başına bir ‘şey’.

Sergideki diğer işlerden, SHORT STORY veya SSHTOORRTY (2005), gerçek anlamda kurmaca bir film. Genç bir adam elinde Michael Snow’un stilinin bir parodisi olarak görülebilecek soyut bir tabloyla bir eve geliyor, onu güzel bir kadın karşılıyor, kadının kocası adamı karısıyla yatmakla suçlayıp yüzüne elindeki viskiyi boşaltıyor, bunun üzerine de genç adam elindeki resmi adamın kafasına geçirip kadından özür dileyerek evi terkediyor. Bu gayet gayri-ciddi olay örgüsünü garipleştiren (ve kurmacadan uzaklaştıran) şey ise hikayenin ilk bölümü ile ikinci bölümünün süperimpoze olarak beraber oynaması. Yani videonun iki bölümünü de aynı anda izliyoruz. Snow, SSHTOORRTY’yi ‘Hareketli bir resim hakkında hareketli bir resim’ (6) olarak tanımlıyor: “Renklerin hareketli bir şekilde birbirine girmesi beni çok ilgilendiriyordu. Mekan ve kostümlerdeki renkleri de aralarındaki ilişkilerin nasıl olacağını tahmin etmeye çalışarak seçtim. Bu ‘görüntülü’ bir iş ve benim için birşeye o anda bakıyor olmanın deneyimi, izleyicileri 'başka dünyalara' götürmekten çok daha önemli.” (7)

Son olarak, sergideki eserlerden Piano Sculpture (2009), bir odanın içindeki dört duvara yansıtılan görüntülerden oluşuyor. Her dört videoda Michael Snow’un kendisi piyano çalıyor. Biz sanatçının ellerini ve kuyruklu piyanoları görüyoruz. Görüntülerin yansıtıldığı duvarların ortasında birer de hoparlör var ve aslında görüntülerin bir bölümü de bu hoparlörlerin üstüne yansıtılmış oluyor. İlk başta bu dört videoda Michael Snow’un piyanoyla doğaçlamalarının hepsini senkron olarak dinliyoruz. Yani tam bir kakafoni. Sonra bu kakafoni yerine senkron olmayan ve sadece bir piyanodan gelen sesler duymaya başlıyoruz. Tüm bu süreç boyunca Eytan İpeker’in Küçük Sinemalar’da (8) anlattığı gibi kurgusunu kendimizin yaptığı neredeyse uçsuz bucaksız bir eserin karşısındayız. Ve sürekli olarak duyma ve görme yetilerimizin birbirini nasıl da derinden etkilediğini, hatta birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini hissediyoruz. Yavaş yavaş insan bu sonsuzluğun içinde kayboluyor ve bu kadar sınırlı görünen bir iş insana evreni de aynı bu şekilde algılama arzusu veriyor.

Michael Snow’u bu kadar büyük bir sanatçı yapan da bu sonsuzluk hissi zaten. Filmleriyle ve diğer eserleriyle duyularımız için büyük orgazmlar vaadeden Snow, aynı zamanda da zihnimizin ekstra mesai çalıştığı durumlar yaratıyor. Daha da ötesi, bu ikisinin, yani duyularımız ve zihnimizin aslında birbirinden bağımsız hiç çalışmadığının, her zaman etkileşimde olduklarının bilinci ve bu keşif sürecinin verdiği büyük hazlar için Michael Snow bu kadar önemli. Sözü Hollis Frampton’a bırakalım: ‘Film sanatının bir düzine civarında mucidi varsa, bunlardan biri de Michael Snow. Yapıtları daha şimdiden kendisinden önce gelen filmlere bakışımızı değiştirdi. Ve görülseler de görülmeseler de, gelecekte filmlerin yapılışını ve algılanışını değiştirecekler. Bu çok heyecan verici bir durum. Sfenks’i yaratan heykeltraşın adını ve adresini bilmek gibi birşey.’ (9)


1 http://www.mayastendhalgallery.com/vital_signs_bios_snow.html
2 Film Culture, Sayı 46, Ekim 1968
3 The Collected Writings of Michael Snow, Wilfrid Laurier University Press, 1994, 43
4 The Collected Writings of Michael Snow, Wilfrid Laurier University Press, 1994, 74
5 The Collected Writings of Michael Snow, Wilfrid Laurier University Press, 1994, 45
6 Sergideki açıklamadan
7 http://canyoncinema.com/catalog/film/?i=4135
8 http://kucuksinemalar.blogspot.com.tr/2012/02/akbank-sanat-galerisinde-michael-snow.html
9 On the Camera Arts and Consecutive Matters: The Writings of Hollis Frampton, MIT Press, 2009, 190

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Küçük Sinemalar Bahar 2013 Playlist

Bu bahar gerçekleştirdiğimiz iki Küçük Sinemalar gösterimlerinde gösterilen çoğu işi aşağıda izleyebilirsiniz. Ayrı yetten, Altyazı Dergisinin Temmuz-Ağustos 2013 sayısında bu gösterimler hakkında küçük bir yazı yayınlanacak. Geniş bir Gezi dosyasının da bulunduğu bu sayıyı katiyen edinmenizi tavsiye ederim.

April 19th, 2013
Experiments in Cinema v8.53
Albuquerque, New Mexico
w/ Zeynep Dadak & Merve Kayan, Can Eskinazi, Eytan İpeker, Yoel Meranda, Jonathan Schwartz, and Mustafa Uzuner. Moon and Stars Project of the American Turkish Society'sine destekleri için teşekkür ederiz.

Mayıs 18th, 2013
AMOA-Arthouse at the Jones Center
(Experimental Response Cinema'nın katkıları ile)
Austin, Texas
w/ Zeynep Dadak & Merve Kayan, Can Eskinazi, Eytan İpeker, Yoel Meranda, Jonathan Schwartz, Deniz Tortum, and Mustafa Uzuner. Moon and Stars Project of the American Turkish Society'sine destekleri için teşekkür ederiz.

Aşağıda bulunan program Experiments in Cinema festivalinde gösterilen programdır. Austin'daki programda Deniz Tortum'un Oğlun Burada isimli videosunu da programa ekleyip, farklı bir dizilim ile gösterdim. Ayrı yetten, Jonathan Schwartz'ın A Preface To Red isimli filmi yanlızca 16mm olarak vardır, digital hali yoktur. Zeynep Dadak ve Merve Kayan'ın Bu Sahilde isimli filmini bu linkte izleyebilirsiniz.

Lütfen full screen izleyin, emi?



Program:

Republic Day by Can Eskinazi
4.25min / digital / sound / 2010

A Preface to Red by Jonathan Schwartz
6min / 16mm / sound / 2010
A single recording, recorded in a tunnel that one passes through after exiting a boat taking you from one continent to another, where people are selling bright colored toys and bright white sneakers. for the brief variations in the movement on the periphery—Jonathan Schwartz

océanéant by Yoel Meranda
2.25min / digital / silent / 2009
“Yoel Meranda indulges a fascination with color in his extraordinary abstraction océanéant : fields of translucent reds gather upon themselves until they seem to congeal into something with mass, weight, and texture.” – Fred Camper

Peeling by Eytan İpeker
6min / digital / silent / 2011

Neyse Halin… by Mustafa Uzuner
5.43min / digital / sound / 2007
Programmers note: The title is a play on a popular phrase said before reading one’s coffee fortune: “Neyse halim, çıksın falım” (“Whatever my state may be, so shall my fortune be told”). Mustafa Uzuner switches the first person possessive pronoun (my) with the second person possessive (your), making it “Neyse halin…” (“Whatever your state may be”).

diagonal by Yoel Meranda
0.56min / digital / silent / 2009

Moscow Diaries, Part 2 – Statues by Can Eskinazi
2.46min / digital / sound / 2011
A mystery thriller featuring a rather unusual Russian cabdriver.

Material Ghost by Mustafa Uzuner
2.31min / digital / silent / 2010
Shot on an old SONY HDV camera usıng a macro lens converter.

Highway Screening by Yoel Meranda
2.07min / digital / silent / 2010
Silent video shot in İzmir while travelling from Urla to downtown (and back, at night) by car. Thanks goes to Can and the Eskinazi family for the wonderful hospitality. Do not watch this if you have photosensitive epilepsy.

Siamese by Eytan İpeker
4.37min / digital / silent / 2011
A video that winks back at its audience – Eytan Ipeker

Bu Sahilde (On this Coast) by Zeynep Dadak & Merve Kayan
21.47min / 16mm / sound/ 2010
Bu Sahilde (On the Coast) is a short essay film on the ephemeral feeling of summer, observed in Erikli, a small coastal town on the Aegean Sea in Turkey. The film reflects on the nature of vacation, as it is a transformed version of reality, the fantastical counterpart to winter.

21 Mart 2013 Perşembe

Yeni Küçük Sinemalar gösterimleri

Bu bahar, güney ABD'de iki tane Küçük Sinemalar gösterimi gerçekleşecek.

Experiments in Cinema Film Festival (v8.53)
19 Nisan, 2013
Albuquerque, New Mexico

AMOA-Arthouse
18 Mayıs, 2013
Austin, Texas

İki gösterim de Moon and Stars Project of the American Turkish Society'nin desteği ile gerçekleşecek. Programda Zeynep Dadak ile Merve Kayan, Can Eskinazi, Eytan İpeker, Yoel Meranda, Jonathan Schwartz ve Mustafa Uzuner'in film ve videoları bulunyor. Ayrı yetten, Austin'daki gösterimde Deniz Tortum'un bir kısa videosu da gösterilecek. Bu programın küratörlüğünü yapdığımdan dolayı, iki gösterimde de hazır bulunacağım. Programı altta ingilizce olarak görebilirsiniz. Deniz Tortum'un kısa videosunun bilgilerini de yakında bu sayfaya ekleyeceğim. Nice Küçük Sinemalara! - Ekrem Serdar

Program:



Republic Day by Can Eskinazi
4.25min / digital / sound / 2010


A Preface to Red by Jonathan Schwartz
6min / 16mm / sound / 2010
A single recording, recorded in a tunnel that one passes through after exiting a boat taking you from one continent to another, where people are selling bright colored toys and bright white sneakers. for the brief variations in the movement on the periphery—Jonathan Schwartz


océanéant by Yoel Meranda
2.25min / digital / silent / 2009
“Yoel Meranda indulges a fascination with color in his extraordinary abstraction océanéant : fields of translucent reds gather upon themselves until they seem to congeal into something with mass, weight, and texture.” – Fred Camper


Peeling by Eytan İpeker
6min / digital / silent / 2011


Neyse Halin… by Mustafa Uzuner
5.43min / digital / sound / 2007


diagonal by Yoel Meranda
0.56min / digital / silent / 2009


Moscow Diaries, Part 2 – Statues by Can Eskinazi
2.46min / digital / sound / 2011
A mystery thriller featuring a rather unusual Russian cabdriver.


Material Ghost by Mustafa Uzuner
2.31min / digital / silent / 2010
Shot on an old SONY HDV camera usıng a macro lens converter.



Highway Screening by Yoel Meranda
2.07min / digital / silent / 2010
Silent video shot in İzmir while travelling from Urla to downtown (and back, at night) by car. Thanks goes to Can and the Eskinazi family for the wonderful hospitality. Do not watch this if you have photosensitive epilepsy.


Siamese by Eytan İpeker
4.37min / digital / silent / 2011
A video that winks back at its audience – Eytan Ipeker


Bu Sahilde (On this Coast) by Zeynep Dadak & Merve Kayan
21.47min / 16mm / sound / 2010
Bu Sahilde (On the Coast) is a short essay film on the ephemeral feeling of summer, observed in Erikli, a small coastal town on the Aegean Sea in Turkey. The film reflects on the nature of vacation, as it is a transformed version of reality, the fantastical counterpart to winter.

Bios

Born in 1978 in Balıkesir, Zeynep Dadak has received her undergraduate degree in Film-TV from Marmara University and her graduate degree from Istanbul Bilgi University. Making short films and documentaries since 2001, she is also a writer and an editorial board member of Altyazı Film Magazine. Dadak teaches film classes at various universities, and is currently a PhD candidate in Cinema Studies at New York University.

Can Eskinazi graduated from Bard College. His writings and reviews have appeared in Altyazi Magazine, and his film The Phantom Behind screened in Anthology Film Archives. He lives in Istanbul.

Eytan Ipeker was born in 1981 in Istanbul and graduated from New York University’s Film & TV Production Program. His experimental and narrative shorts were screened at numerous international festivals around the world, including the Abstracta Film Festival in Italy and the Toronto Film Festival. In 2010, he won the best experimental video award at 30th IFSAK National Short Film and Documentary Festival. He is currently working on a documentary project on the acclaimed Turkish pianist Idil Biret.

Born in 1981, Merve Kayan grew up in Uzunköprü. After graduating from the Cinema Department at Denison University, she has worked as an editor and director of photography for various film directors in New York and Istanbul. She received her MFA in Visual Arts at University of California, San Diego and also taught film classes here. She has been making shorts and documentaries since 1999, which have been screened at many national and international film festivals.

Yoel Meranda lived in Chicago between 2000-2004 and worked at The Film-Makers' Cooperative between 2004-2006. Since 2006, he's back in Istanbul. Yoel's experimental videos have screened in Toronto, Edinburgh and Thessaloniki International Film Festivals. In 2011, five videos of his got a collective Honorable Mention at Onion City. Yoel's website is waysofseeing.org.

Jonathan Schwartz makes short films that circulate primarily in an experimental film context. He continues to work in 16mm film, producing films that are in conversation with travel, history, poetry, and sound. Recent completed works include ‘Between Gold’ and ‘A Preface to Red’ – portraits of dividing lines, gesture, rhythm, and light via riding boats back and forth on the Bosphorus, as well as an on-going series of short works that comprise an album of films entitled, the 33 1/3 series. His films have screened in the US and abroad in venues that include the New York Film Festival, London Film Festival, Intl Film Festival Rotterdam, Toronto Film Festival, Ann Arbor, Wexner Center for the Arts, Institute of Contemporary Art -Boston, Museo Nacional Centro de Art Reina Sofia, Harvard Film Archive, Pacific Film Archive, and others. Two of his films are in the permanent collection at the Austrian Film Museum in Vienna.
Since 2009 Jonathan Schwartz has been an assistant professor at Keene State College, coming from Boston where he taught at the School of Museum of Fine Arts and Massachusetts College of Art previously. Additionally, he has worked in freelance post-production with John Rubin Productions and others, and was employed by Emerson College as their film post-production manager. He holds a Masters of Fine Arts from Massachusetts College of Art + Design.

Ekrem Serdar is a filmmaker / programmer from Ankara, Turkey. He completed his M.F.A at the University at Buffalo, SUNY, and likes screening at Rustbelt Books, in Buffalo, NY. He frequently shows his work with the Küçük Sinemalar group, based in Istanbul, and is a co-programmer of Experimental Response Cinema in Austin, TX.

Mustafa Uzuner was born 1981 in Amasya. He studied Electronics Engineering in Istanbul and received a master’s degree from the Mel Hoppenheim School of Cinema at Concordia University. He currently lives and works in Montreal.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Robert Breer: Saniyede 24 kare (kere) sinema

Eylül 2011 tarihinde Altyazı Dergisi'nde Robert Breer hakkında küçük bir yazım yayınlandı. En sevdiğim iki yönetmenden birinin ölümü üzerine yazdığım bu yazıyı aradan neredeyse bir sene geçtikten sonra siz güzel Küçük Sinemalar okuyucularıyla paylaşiyim dedim. İzinleri ve bana yer verdikleri için Altyazıcı kardaşlarıma teşekkür ederim. Yazı dergide yayınlandığı şekliyle alttadır. Ya da pdf olarak burdan indirebilirsiniz.





 “Yaşasın formsuz film! Edebi olmayan, müzikal olmayan, hikâye anlatmayan, görsel... Soyut bir dansa dönüşmeyen, ya da bir mesaj vermeyen... İmajlarından kaçılamayan... Kelimelerin imaj veya sesler olduğu, ve düşünceler gibi atlayıp zıplayan... Aynı yemek yemek gibi, bakmak, koşmak gibi bir deneyim... Ağaç veya binalar gibi bir nesne... Akan ve çarpışan... Bir anlam üretmektense, kendisi bir anlam olan.”
- Robert Breer



Amerikan avangard sinemasının kurucularından, belki de gelmiş geçmiş en büyük birkaç yönetmenden biri olan Robert Breer 11 Ağustos’ta 85 yaşında hayatını kaybetti. 1926’da Detroit’te doğan Breer, mühendislik eğitiminin ardından Paris’te Mondrian’ın etkisinde resimler yaparak yaşamaya başladı. Daha sonra da küçük kartlara yaptığı resimlerden flip-booklar ve de bunlardan oluşturduğu filmler... Animasyonlar, kamerayla çekilmiş görüntüler, arka arkaya dizilmiş kareler, gazete kupürleri ve bunların her türlü karışımını, çoğunlukla bir veya birkaç kare kadar kısa, bazen de daha uzun göstererek ve bunların değişik dinamikleriyle oynayarak filmler yapıyordu. “Birbirini art arda hızla takip eden ve harekete dönüşen kareler. Sinema budur,” diyor ve animasyonlarında bu gerçeği değişik ritimler yaratmak için kullanıyordu. 1956’da yaptığı REcreation’ın yapım sürecini ise şöyle anlatıyordu yıllar sonra: “Elime gelen her şeyi filme koyuyordum. Ama genelde birbirinden mümkün olduğunca farklı imajları arka arkaya dizmeye çalıştım. Akıcılığı ne kadar bozabilirsem o kadar iyi.” Halen de filmlerini izlerken, bu hızlı ve çarpıcı devinim, izleyiciyi saniyenin 48’de birini (kareler arasındaki karanlık süreleri de sayarsak) hissetmeye zorlar... Aslında dikkat etmeye pek alışık olmadığımız bu zaman hissi Breer’in kesik ve saçık ritimleriyle birleşince, hiçbir zaman ‘müzikal’ olmayan ama saniyede 24 kare (kere) sürpriz dolu bir sinema çıkıyor ortaya. Avangard sinemanın bir başka ustası Jonas Mekas, Breer’in filmlerini bir ‘mutluluk sineması’ olarak tanımlıyor, “Breer’in filmlerini izlerken fark etmeden gülmeye başlarız,” diyor. Kişisel his dünyasını, korkularını, cinsel arzu ve sıkıntılarını, soyut konusundaki fikirlerini, soyut olanla olmayan arasındaki ince çizgiyi, sinemadaki derinlik ilüzyonunu, yaşlanma hissini, ölüm korkusunu, mekân ve perspektif algılarını aynı filmlerin içine yedirerek, belki de sinemada insanın ettiği en güzel danslardan birini yaratmayı başardı Breer. Filmlerinin gerçek formatları olan 16mm’de, ülkemizde de gösterilmesi dileğiyle...


6 Şubat 2012 Pazartesi

Akbank Sanat Galerisinde Michael Snow!

Akbank Sanat Galerisi 25 Şubat'a kadar Michael Snow sergisine ev sahipliği yapıyor.

Deneysel sinemanın İstanbul'da ne kadar az bilindiği düşünülürse Michael Snow'un ufak bir sergisinin İstanbul'a uğraması yılın sinema olayı sayılabilir. Gerçi sergide deneysel sinemadan ziyade enstalasyona kayan işler var. Ama işlerden bir tanesinde Snow şöyle bir cümle okutuyor bize(aklımda kaldığı kadarıyla): ''Ortalama galeri izleyicisinin ortalama bir galeride duvara yansıtılmış bir işi izleme süresi 10 saniyedir. 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10. Biz şimdi aramızda bir anlaşma yapıp bunu bozalım.''

Sinema hissinden %100 kopuş sözkonusu değil. Örneğin alt kattaki dört duvara yasıtılmış piyanoların olduğu oda, korkutucu bir özgürlük hissi vadediyor: Kurgusunu(ki buna ses kurgusu da dahil) izleyicinin yaptığı bir çeşit soyut film. Yorumu izleyiciye bırakılmış bir ham malzeme. Sanki Snow önünüze bu malzemeleri atıyor ve ''hadi bakalım, oyna şimdi, canın nasıl oynamak isterse'' diyor. Kaosla(ya da özgürlük denilen şeyle) sizi tek başınıza bırakıyor. O nedenle hem kozmik, hem de oldukça kişisel bir deneyim. Üst kattaki ''That/Cela/Dat'' hem bir monolog, hem bir diyalog, hem de(odada birden fazla kişi olduğu anda) toplu halde yaşanan bir deneyim. Sanat eseri mi sizle konuşuyor, siz mi sanat eseriyle konuşuyorsunuz belli değil. Michael Snow belli ki bu tarz anlam kaymalarından çıkan gerilim ve mizaha bayılıyor . ''SSHTOORRTY'' adlı işini ''a moving picture about a moving picture'' olarak tanımlaması belki de tüm sergideki mizah duygusunun doruk noktası.

Sergide dinleyebileceğiniz Michael Snow imzalı müzikler de var: ''W in the D'' adlı dakikalarca süren bir ıslık doğaçlamasının en ilginç taraflarından biri hiç kurgulanmamış ya da dijital bir süreçten geçirilmemiş olması. Kendi başına zaten heyecan verici bu müziksel deneyime paralel olarak, Snow fiziksel olarak kendini sınıyor. Islıklar arasında nefes alıp vermek zorunda oluşunu deneyimlemek kelimelerle anlatılamayacak kadar sarsıcı bir deneyim. Benim için Snow'u Snow yapan şeyin özeti burada yatıyor: Kavramsal olanı inanılmaz ruhi bir boyutta yapması…ya da tam tersi.

Sergiye ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Michael Snow'un eserleri 25 Şubat'a kadar Aksanat'ta. KAÇIRMAYIN!


Evet, Küçük Sinemalar bu konuda daha önce yazı yazmadığı için tutuksuz yargılanmalı, haklısınız. Suçumuzu kabul ediyor, pişmanlığımızı açıkça ilan ediyoruz.

Rüya gibi zaten. Sadece deneysel sinemanın değil, tüm sinema tarihinin en büyük 20-30 yönetmeni arasında büyük bir içrahatlığı ile sayılabilecek Michael Snow, evet T-H-E Michael Snow'un videolarından oluşan bir sergi şu anda İstanbul'da Aksanat'ta devam ediyor. Bu sergi 18 Ocak'ta başladı, bugün Şubat'ın 6'sı, yani tam 19 gün gecikmeli olarak yazıyoruz bu yazıyı. Ulan o zaman siz ne işe yararsınız diye soracağınız tutarsa, ne diyelim, haklısınız. Neyse, geç olsun, güç olmasın deyip kendimizi avutuyoruz.





Bu sergi 25 Şubat'ta bitiyor. Yani halen gidip görecek BOLCA vaktiniz var. Belki birileri kızacak ama, etrafta 'sanat' diye bize pazarlaması yapılan binlerce şeyin arasında Michael Snow'un eserleri o kadar gerçek, o kadar insan, o kadar güzel, o kadar dahiyane duruyor ki. Ve tabi, bu sefer 10 saniyenizden daha fazlanızı ayırmanız gerekecek bu ilk bakışta basit görünen başyapıtların hakkını verebilmek için.

Önce isterseniz Michael Snow kimdir, ordan başlayalım. CFMDC'nin (Canadian Filmmakers Distribution Center / Kanadalı Yönetmenler Dağıtım Merkezi) biosunu da okuyabilirsiniz.

1929 doğumlu Michael Snow birçok medyada çalışan ve bunların hepsinde müthiş eserler üreten bir sanatçı: film, fotoğraf, holografi, müzik, kitap, video, ses enstallasyonu, heykel, resim ve çizim. Snow, Kuzey Amerika deneysel sinemasının babalarından. 1967'de yaptığı Wavelength halen o dönemin en önemli eserlerinden sayılıyor ve deneysel sinemaya azıcık yer veren kitaplarda bile yer bulan nadir deneysel filmlerden. 1974'te yaptığı 270 dakikalık Rameau's Nephew by Diderot (Thanx to Dennis Young) by Wilma Schoen ise belki de Michael Snow'un başyapıtlarının başyapıtı. Filmlerinde, videolarında ve diğer tüm eserlerinde, kavramsal olanı biçim olarak da güzel olan ve bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağı müthiş bir potada eritiyor. Snow'un yapıtlarını izlerken insanın aklından binbir düşünce geçiyor ama aynı zamanda yapıtlar, izleyicinin hep o anda bakmakta olduğu şeye özellikle dikkat etmesini sağlıyor. Yani 'burda', 'şimdi' olan ve deneyimi yaşayan kişinin o anda yaşamakta olduğu deneyime çok önem veren yapıtlar bunlar. New York'ta kendisine konuyla ilgili bir soru sorduğumda da bana kavramsal olanla duyusal olanın birbirinden ayırt edilemeyeceğini ima eden bir cevap vermişti. Neredeyse tüm eserlerinin derinliklerine işleyen mizah ise ekmek kadayıfının üzerindeki kaymak gibi.

Zaten CFMDC'nin sayfasında da belirtildiği üzre, Snow eserlerini 'duyusal felsefe' olarak niteliyor ve 'Bir medyayı diğerlerinden ayıran temel özellikler nelerdir?' sorusunu soruyor.

Ve hepimizin bildiği üzere, sinemanın materyelleri, yani özü, ışık ve zaman (hikaye, karakterler, psikolojiler veya hareket değil).

Aksanat'taki işler için de bütün bunlar geçerli tabi. 83 yaşında halen Michael Snow'un ne kadar üretken olduğunu ve halen gücünden birşey yitirmediğini gayet açıkça görebiliyoruz.

Aslında burada bu eserler hakkında da birşeyler karalamak isterdim ama siz de takdir edersiniz ki bu kadar büyük deneyimleri bazen kelimelerle anlatmak çok zor olabiliyor. Umuyorum ki, Aksanat'a önümüzdeki günlerde birkaç kere daha uğradıktan sonra eserlere özel birşeyler de yazabilirim. Şimdilik oradaki favorilerimin SSHTOORRTYPiano Sculpture, Condensation: A Cove Story ve tabi ki That/Cela/Dat olduğunu söyleyebilirim.




Bence 2005 yılının en büyük sinema olayı olan SSHTOORRTY videosu için Michael Snow şöyle diyor: ''Bu resim hakkında bir 'resim'. Renklerin hareketli bir şekilde birbirine girmesi beni çok ilgilendiriyordu. Renkleri de aralarındaki ilişkilerin nasıl olacağını tahmin etmeye çalışarak seçtim. Bu 'görüntülü' bir iş ve benim için birşeye o anda bakıyor olmanın deneyimi, izleyicileri 'başka dünyalara' götürmekten çok daha önemli.''

Yazının tamamını İngilizce olarak burdan okuyabilirsiniz.

Son olarak da üstad ile güzel bir röportaj.

Aksanat'a ve bu sergide emeği geçen herkese bu müthiş deneyim için teşekkür ediyoruz!



5 Aralık 2011 Pazartesi

Sponeck!! 3 Aralık 2011

Cumartesi gerçekleşen gösterimimize gelen herkese çok teşekkür ederiz. Bizim için çok değerli ve mutlu bir gündü. Özellikle de bu kadar zorlayıcı yönleri olan bir gösterime kırk-beş civarında kişinin gelmesi ve bunlardan sadece üçünün gösterimin ortasında çıkması aslında son derece ümit verici bir gerçek. Hepimizin çok daha büyük korkuları vardı açıkçası.





Programın tamamı gerçekleştiği haliyle aşağıdaki gibidir.

the gates of hell / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 0:34 / 2009
antalya dolmuşu / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:39 / 2009
HIGHWAY KEYING / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:34 / 2010
try an' duck / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:30 / 2010
scontro / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 0:45 / 2011
tarsus st. paul kilisesi / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 7:40 / 2011 
Neyse Halin / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 5:43 / 2010
fall. quandoquidem / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 1:26 / 2011
Material Ghost / Mustafa Uzuner / dijital video / sessiz / 2:31 / 2010
22/11/2010 / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 2:52 / 2010
Ayastefanos_1 / Ekrem Serdar / 16mm / sesli / 6:30 / 2010
Southtowns Postcard / Ekrem Serdar / dijital video / sesli / 11:00 / 2011
Buffalo Postcard / Can Eskinazi / dijital video / sesli / 10:36 / 2009
Moscow Diaries, Part 2 - Statues / Can Eskinazi / dijital video / sesli / 2:46 / 2010
Three Warning Signs / Eytan İpeker / dijital video / sesli / 3:12 / 2011
Siamese / Eytan İpeker / dijital video / sessiz / 4:37 / 2011 
Peeling / Eytan İpeker / dijital video / sessiz / 6:00 / 2011 

Bu programın toplamı 96 dakika gibi bir zaman sürdü sanırım. 





Ekrem Ayastefanos_1 isimli 16mm filmini gösterirken gayet güzel çalışan projektörümüz maalesef daha sonra bozuldu ve Scott Stark ve Scott Puccio'nun filmlerini gösteremedik. Onun yerine uzuuuun uzuuuuun sinema konuştuk hep beraber, kendi yaptıklarımızla ilgili sorulara cevap verdik, vs. 

Ben kendim için bile zorlayıcı anları olduğunu düşündüğüm bu gösterim hakkında bu kadar çok insandan güzel sözler duymaktan çok çok mutlu oldum kendi adıma. Bu hissi diğer Küçük Sinemalarcıların da paylaştığına eminim.





Son olarak, bu gösterimin da gazıyla daha şimdiden yeni gösterimler planladığımızı, kendi işlerimizin yanısıra sevdiğimiz başkalarının da işlerini göstermek gibi arzularımızın olduğunu, hele de para bulabilirsek yurtdışından önemli deneysel filmleri orjinal formatları olan 16mm'de getirmenin hayaliyle yaşadığımızı buradan duyurmuş olalım. Sevgiler. 


(Gördüğünüz bu güzel fotoları Mustafa çekti.)