Akbank Sanat Galerisi 25 Şubat'a kadar Michael Snow sergisine ev sahipliği yapıyor.
Deneysel sinemanın İstanbul'da ne kadar az bilindiği düşünülürse Michael Snow'un ufak bir sergisinin İstanbul'a uğraması yılın sinema olayı sayılabilir. Gerçi sergide deneysel sinemadan ziyade enstalasyona kayan işler var. Ama işlerden bir tanesinde Snow şöyle bir cümle okutuyor bize(aklımda kaldığı kadarıyla): ''Ortalama galeri izleyicisinin ortalama bir galeride duvara yansıtılmış bir işi izleme süresi 10 saniyedir. 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10. Biz şimdi aramızda bir anlaşma yapıp bunu bozalım.''
Sinema hissinden %100 kopuş sözkonusu değil. Örneğin alt kattaki dört duvara yasıtılmış piyanoların olduğu oda, korkutucu bir özgürlük hissi vadediyor: Kurgusunu(ki buna ses kurgusu da dahil) izleyicinin yaptığı bir çeşit soyut film. Yorumu izleyiciye bırakılmış bir ham malzeme. Sanki Snow önünüze bu malzemeleri atıyor ve ''hadi bakalım, oyna şimdi, canın nasıl oynamak isterse'' diyor. Kaosla(ya da özgürlük denilen şeyle) sizi tek başınıza bırakıyor. O nedenle hem kozmik, hem de oldukça kişisel bir deneyim. Üst kattaki ''That/Cela/Dat'' hem bir monolog, hem bir diyalog, hem de(odada birden fazla kişi olduğu anda) toplu halde yaşanan bir deneyim. Sanat eseri mi sizle konuşuyor, siz mi sanat eseriyle konuşuyorsunuz belli değil. Michael Snow belli ki bu tarz anlam kaymalarından çıkan gerilim ve mizaha bayılıyor . ''SSHTOORRTY'' adlı işini ''a moving picture about a moving picture'' olarak tanımlaması belki de tüm sergideki mizah duygusunun doruk noktası.
Sergide dinleyebileceğiniz Michael Snow imzalı müzikler de var: ''W in the D'' adlı dakikalarca süren bir ıslık doğaçlamasının en ilginç taraflarından biri hiç kurgulanmamış ya da dijital bir süreçten geçirilmemiş olması. Kendi başına zaten heyecan verici bu müziksel deneyime paralel olarak, Snow fiziksel olarak kendini sınıyor. Islıklar arasında nefes alıp vermek zorunda oluşunu deneyimlemek kelimelerle anlatılamayacak kadar sarsıcı bir deneyim. Benim için Snow'u Snow yapan şeyin özeti burada yatıyor: Kavramsal olanı inanılmaz ruhi bir boyutta yapması…ya da tam tersi.
Sergiye ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Küçük Sinemalar
Küçük Filmler
6 Şubat 2012 Pazartesi
Michael Snow'un eserleri 25 Şubat'a kadar Aksanat'ta. KAÇIRMAYIN!
Rüya gibi zaten. Sadece deneysel sinemanın değil, tüm sinema tarihinin en büyük 20-30 yönetmeni arasında büyük bir içrahatlığı ile sayılabilecek Michael Snow, evet T-H-E Michael Snow'un videolarından oluşan bir sergi şu anda İstanbul'da Aksanat'ta devam ediyor. Bu sergi 18 Ocak'ta başladı, bugün Şubat'ın 6'sı, yani tam 19 gün gecikmeli olarak yazıyoruz bu yazıyı. Ulan o zaman siz ne işe yararsınız diye soracağınız tutarsa, ne diyelim, haklısınız. Neyse, geç olsun, güç olmasın deyip kendimizi avutuyoruz.

Bu sergi 25 Şubat'ta bitiyor. Yani halen gidip görecek BOLCA vaktiniz var. Belki birileri kızacak ama, etrafta 'sanat' diye bize pazarlaması yapılan binlerce şeyin arasında Michael Snow'un eserleri o kadar gerçek, o kadar insan, o kadar güzel, o kadar dahiyane duruyor ki. Ve tabi, bu sefer 10 saniyenizden daha fazlanızı ayırmanız gerekecek bu ilk bakışta basit görünen başyapıtların hakkını verebilmek için.
Önce isterseniz Michael Snow kimdir, ordan başlayalım. CFMDC'nin (Canadian Filmmakers Distribution Center / Kanadalı Yönetmenler Dağıtım Merkezi) biosunu da okuyabilirsiniz.
1929 doğumlu Michael Snow birçok medyada çalışan ve bunların hepsinde müthiş eserler üreten bir sanatçı: film, fotoğraf, holografi, müzik, kitap, video, ses enstallasyonu, heykel, resim ve çizim. Snow, Kuzey Amerika deneysel sinemasının babalarından. 1967'de yaptığı Wavelength halen o dönemin en önemli eserlerinden sayılıyor ve deneysel sinemaya azıcık yer veren kitaplarda bile yer bulan nadir deneysel filmlerden. 1974'te yaptığı 270 dakikalık Rameau's Nephew by Diderot (Thanx to Dennis Young) by Wilma Schoen ise belki de Michael Snow'un başyapıtlarının başyapıtı. Filmlerinde, videolarında ve diğer tüm eserlerinde, kavramsal olanı biçim olarak da güzel olan ve bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağı müthiş bir potada eritiyor. Snow'un yapıtlarını izlerken insanın aklından binbir düşünce geçiyor ama aynı zamanda yapıtlar, izleyicinin hep o anda bakmakta olduğu şeye özellikle dikkat etmesini sağlıyor. Yani 'burda', 'şimdi' olan ve deneyimi yaşayan kişinin o anda yaşamakta olduğu deneyime çok önem veren yapıtlar bunlar. New York'ta kendisine konuyla ilgili bir soru sorduğumda da bana kavramsal olanla duyusal olanın birbirinden ayırt edilemeyeceğini ima eden bir cevap vermişti. Neredeyse tüm eserlerinin derinliklerine işleyen mizah ise ekmek kadayıfının üzerindeki kaymak gibi.
Zaten CFMDC'nin sayfasında da belirtildiği üzre, Snow eserlerini 'duyusal felsefe' olarak niteliyor ve 'Bir medyayı diğerlerinden ayıran temel özellikler nelerdir?' sorusunu soruyor.
Ve hepimizin bildiği üzere, sinemanın materyelleri, yani özü, ışık ve zaman (hikaye, karakterler, psikolojiler veya hareket değil).
Aksanat'taki işler için de bütün bunlar geçerli tabi. 83 yaşında halen Michael Snow'un ne kadar üretken olduğunu ve halen gücünden birşey yitirmediğini gayet açıkça görebiliyoruz.
Aslında burada bu eserler hakkında da birşeyler karalamak isterdim ama siz de takdir edersiniz ki bu kadar büyük deneyimleri bazen kelimelerle anlatmak çok zor olabiliyor. Umuyorum ki, Aksanat'a önümüzdeki günlerde birkaç kere daha uğradıktan sonra eserlere özel birşeyler de yazabilirim. Şimdilik oradaki favorilerimin SSHTOORRTY, Piano Sculpture, Condensation: A Cove Story ve tabi ki That/Cela/Dat olduğunu söyleyebilirim.
Bence 2005 yılının en büyük sinema olayı olan SSHTOORRTY videosu için Michael Snow şöyle diyor: ''Bu resim hakkında bir 'resim'. Renklerin hareketli bir şekilde birbirine girmesi beni çok ilgilendiriyordu. Renkleri de aralarındaki ilişkilerin nasıl olacağını tahmin etmeye çalışarak seçtim. Bu 'görüntülü' bir iş ve benim için birşeye o anda bakıyor olmanın deneyimi, izleyicileri 'başka dünyalara' götürmekten çok daha önemli.''
Yazının tamamını İngilizce olarak burdan okuyabilirsiniz.
Son olarak da üstad ile güzel bir röportaj.
Aksanat'a ve bu sergide emeği geçen herkese bu müthiş deneyim için teşekkür ediyoruz!
5 Aralık 2011 Pazartesi
Sponeck!! 3 Aralık 2011
Cumartesi gerçekleşen gösterimimize gelen herkese çok teşekkür ederiz. Bizim için çok değerli ve mutlu bir gündü. Özellikle de bu kadar zorlayıcı yönleri olan bir gösterime kırk-beş civarında kişinin gelmesi ve bunlardan sadece üçünün gösterimin ortasında çıkması aslında son derece ümit verici bir gerçek. Hepimizin çok daha büyük korkuları vardı açıkçası.
Programın tamamı gerçekleştiği haliyle aşağıdaki gibidir.
the gates of hell / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 0:34 / 2009
antalya dolmuşu / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:39 / 2009
HIGHWAY KEYING / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:34 / 2010
try an' duck / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:30 / 2010
scontro / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 0:45 / 2011
tarsus st. paul kilisesi / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 7:40 / 2011
Programın tamamı gerçekleştiği haliyle aşağıdaki gibidir.
the gates of hell / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 0:34 / 2009
antalya dolmuşu / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:39 / 2009
HIGHWAY KEYING / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:34 / 2010
try an' duck / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 1:30 / 2010
scontro / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 0:45 / 2011
tarsus st. paul kilisesi / Yoel Meranda / dijital video / sessiz / 7:40 / 2011
Neyse Halin / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 5:43 / 2010
fall. quandoquidem / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 1:26 / 2011
Material Ghost / Mustafa Uzuner / dijital video / sessiz / 2:31 / 2010
22/11/2010 / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 2:52 / 2010
Ayastefanos_1 / Ekrem Serdar / 16mm / sesli / 6:30 / 2010
Southtowns Postcard / Ekrem Serdar / dijital video / sesli / 11:00 / 2011
Buffalo Postcard / Can Eskinazi / dijital video / sesli / 10:36 / 2009
Moscow Diaries, Part 2 - Statues / Can Eskinazi / dijital video / sesli / 2:46 / 2010
Three Warning Signs / Eytan İpeker / dijital video / sesli / 3:12 / 2011
Ekrem Ayastefanos_1 isimli 16mm filmini gösterirken gayet güzel çalışan projektörümüz maalesef daha sonra bozuldu ve Scott Stark ve Scott Puccio'nun filmlerini gösteremedik. Onun yerine uzuuuun uzuuuuun sinema konuştuk hep beraber, kendi yaptıklarımızla ilgili sorulara cevap verdik, vs.
fall. quandoquidem / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 1:26 / 2011
Material Ghost / Mustafa Uzuner / dijital video / sessiz / 2:31 / 2010
22/11/2010 / Mustafa Uzuner / dijital video / sesli / 2:52 / 2010
Ayastefanos_1 / Ekrem Serdar / 16mm / sesli / 6:30 / 2010
Southtowns Postcard / Ekrem Serdar / dijital video / sesli / 11:00 / 2011
Buffalo Postcard / Can Eskinazi / dijital video / sesli / 10:36 / 2009
Moscow Diaries, Part 2 - Statues / Can Eskinazi / dijital video / sesli / 2:46 / 2010
Three Warning Signs / Eytan İpeker / dijital video / sesli / 3:12 / 2011
Siamese / Eytan İpeker / dijital video / sessiz / 4:37 / 2011
Peeling / Eytan İpeker / dijital video / sessiz / 6:00 / 2011
Bu programın toplamı 96 dakika gibi bir zaman sürdü sanırım.
Ekrem Ayastefanos_1 isimli 16mm filmini gösterirken gayet güzel çalışan projektörümüz maalesef daha sonra bozuldu ve Scott Stark ve Scott Puccio'nun filmlerini gösteremedik. Onun yerine uzuuuun uzuuuuun sinema konuştuk hep beraber, kendi yaptıklarımızla ilgili sorulara cevap verdik, vs.
Son olarak, bu gösterimin da gazıyla daha şimdiden yeni gösterimler planladığımızı, kendi işlerimizin yanısıra sevdiğimiz başkalarının da işlerini göstermek gibi arzularımızın olduğunu, hele de para bulabilirsek yurtdışından önemli deneysel filmleri orjinal formatları olan 16mm'de getirmenin hayaliyle yaşadığımızı buradan duyurmuş olalım. Sevgiler.
(Gördüğünüz bu güzel fotoları Mustafa çekti.)
2 Aralık 2011 Cuma
SPONECK!! Küçük Sinemalar - Deneysel Sinema Gösterimi
Uzun zaman sonra herkese büyük harfle MERHABA demek istiyoruz!
Yarın (Cumartesi) İstanbul'da bir gösterim düzenliyoruz. Küçük Sinemalar üyelerinin (Can, Ekrem, Eytan, Mustafa, Yoel) son yıllarda yaptığı videolar ve filmlerin yanısıra Ekrem'in yanında getirdiği Scott Puccio'nun I am in ♥ ve Scott Stark'in I Walk with God isimli 16mm filmlerini gösteriyor olacağız.
Tarih: 3 Aralık Cumartesi 2011
Saat: 19:30
Yer: Galata PerformAdres: Büyük Hendek Cad. No: 21/2 Galata Kuledibi, Beyoğlu (Galata Kulesi'nin hemen orası)
Facebook event sayfamıza buradan ulaşabilirsiniz.
Bu gösterim vesilesiyle bir Facebook sayfası da açtık kendimize.
Bu arada, bu gösterimin ismi neden "Sponeck" derseniz, çünkü Türkiye’deki ilk halka açık film gösterimi 1896 veya 1897 yılında (resimdeki bilgi büyük ihtimalle yanlış) Sponeck Birahanesi’nde yapıldı. Bu gösterimde de Lumiere kardeşlerin filmleri gösterildi. Konu hakkında detaylı bilgileri Nijat Özön’ün Türk Sineması Tarihi 1896-1960 kitabında bulabilirsiniz.
Ayrıca bu kitapta Ercüment Ekrem Talu'nun Sponeck Birahanesi'ndeki ilk gösterim hakkındaki izlenimleri de bulunuyor. Gerçekten çok heyecan verici bazı bölümleri var. Bir örnek:
''Derken ortalık birdenbire karardı. Zifiri karanlık içinde kaldık; korktuk. Elim gayri ihtiyari ağabeyimin elini aradı; buldum ve bir tehlike karşısında imişim gibi sımsıkı kavradım.
Arkamızdaki sıralardan ıslıklar fışkırıyordu. Karanlığın, vaziyet icabı olduğunu kimse takdir edemediğinden, pencerelere örtülen siyah perdelere itiraz ediyorlardı.
O vakitler İstanbul'da elektrik yoktu. (...)''
Sponeck Birahanesi artık yok ama bizim Küçük Sinemalar olarak hayalimiz o gösterimdeki heyecanı korumaya devam etmek. Hepinizi Cumartesi bekliyoruz.
29 Mart 2011 Salı
Ankara Film Festivali 2011
Ankara-İstanbul hızlı treninden cep telefonuyla yazmaya başladım bu satırları. Ankara Film Festivali dönüşündeyim. Bitirdiğim noktada bilgisayarda editlemiş olucam ama tabi... Tüm bilgiler kafamda diil ve bi de embed etmem gereken çok önemli bir video var.
Herşeyden önce Ankaralı sinemasever tayfasıyla yaptığımız müthiş sohbetleri anmadan son birkaç günden bahsetmem çok ayıp olur diye düşünüyorum. Ama ne konuştuğumuzu yazmıycam, o da bize kalsın, siz de gelseydiniz siz de katılsaydınız... Kıvanç, Serra, Ezgi ve Sinan'a teşekkürler...
Festivalin deneysel bilinci Ege Berensel sayesinde son derece kuvvetli... Daha ilk günümde içinde 2-3 tane gayet iyi videonun olduğu bir Arap Video Sanatı seçkisi izledim mesela. Seçkideki en aklımda kalan ise Basma Alsharif'in We Began By Measuring Distance / Mesafe Ölçmeğe Başladık videosu. Hem mizahı, hem zekası, hem de şiirsel görüntüleriyle gerçekten de güzel bir şiirsel-politik deneysel sinema örneğiydi bence. Daha sonra yorgunluktan çoğunda uyukladığım Matthias Müller gösterimi ve sonra da orada bizzat bulunan Müller'in buluntu film (found footage) üzerine güzel konuşması. Matthias, en büyük idolü olarak Bruce Conner'ı andı, Joseph Cornell'den bahsetti, Stan Brakhage'ın Murder Psalm'ı için 'en sevdiğim 10 filmden biri' dedi ve buluntu film sinemasının günümüzde geldiği aşırı ironik noktadan hiç memnun olmadığını söyleyerek benim kalbimi gerçekten kazanmış oldu. Herhangi bir festival standartında hiç de fena bi başlangıç diildi yani Ankaradaki ilk birkaç saat.
Onun dışında Ankara'da geçirdiğim üç günde bol bol kısa film (yarışmadakilerin hepsini) ve dört belgesel izledim. Belgesellerden sinema adına en çok beğendiğim Erdem Murat Çeliker'in Herkes Uyurken'i. Hem teknik olarak gördüğüm en iyi Türk belgesellerinden, hem de anlattığı karakter/hikayenin karmaşıklığına mesafeli saygısı bana ve salondaki herkese güzel bir 'helal olsun' dedirtti gerçekten.
Kısalar arasında, ve hatta festivalde izlediğim tüm filmler arasında izlediğim en iyi film, belki de açık ara, Eytan İpeker isimli bir adamın nerdeyse korkunç çağrışımlar içeren Nothing / Yok filmi oldu. Festivaldeki arkadaşlardan biriyle de konuşurken dediğim üzere, rakı gibi, viski gibi, belki alışması kolay olmayabilecek, ama alıştığın ve hisettiğin noktada büyük keyifler alabildiğin bir tat. Doku, ritm, vs. kaygılı ve sırtını sinema tarihinden de geriye belki de Bach'a kadar dayayan türden minimalist bişi. Işıkları kapatın, ekranı büyütün ve izleyin:
Bunun dışında da, gördüğüm kısa filmler arasında ikinci en çok beğendiğim, Semih Kaplanoğlu sinemasına bilinçli veya bilinçsiz bir saygı duruşu niteliğini güzelce taşıyan Burak Çevik ve Kutay Denizler'in Beklerken filmi... Ayrıca Beklerken, bu festivalde gördüğüm filmler arasında tek hatırı sayılır eksiltiyi (ingilizcesiyle 'ellipsis') içeren filmdi. Ölüm, hayat, belgesel, kurmaca gibi şeylerin güzel bir karışımı. Tek beni rahatsız eden şey oyunculuğun yapmacıklığı oldu, hatta o yan hikayeye ('oğul niye gelmiyor, aramıyor, sormuyor?') ihtiyaç var mıydı pek bilemedim doğrusu... Olsun, Burak ve Kutay'ı tebrik ediyorum...
Son olarak da kapanış töreninde gösterilen çok yönlü politik duruşların beni inanılmaz derecede umutlandırdığını söylemek istiyorum. Ertesi gün hayatımda ilk defa TBMM'yi gezerken (ki çok keyifliydi, tavsiye ederim) başım daha bir dik, ellerim daha bir cebimde dolaşmamı sağladı...
5 Şubat 2011 Cumartesi
Kucuk Sinemalar'dan !f 2011 Tavsiyeleri

Bu sene 10. yili munasebetiyle !f 2011 programina bir goz gezdirelim derim. Hem arkadasimiz Yoel'in bir filmiyle ve Eytanin da Gurcan Keltek'in filmine editoryal katkisiyla 10. yil ozel seckisi filmi Hepsi Senin Iyiligin Icin derlemesi icinde yer aldiklarini da hatirlatalim. Biletlerin onsatisi yarin basliyor.
kesif'ten 'la quattro volte' kacmaz, hatta tek bir filme gidebileceksiniz sadece bunu gorun derdim.. buradaki hocalarimdan birisi 'Tati's playtime staged in nature' demisti. son zamanlarda izleyebileceginiz en orjinal ve eglenceli filmlerden.. diger filmlerden Pal Adrienn (birkac yil once Fresh Air'la kalbimi calmisti bu kadin; belki biraz taraf tutuyor olabilirim ama cok iyi bir film!), 'R' ('un prophet'in biraz dogma/belgeselimsi versiyonu diyebilirim.) Kan Kokusu (cok orjinal bir korku filmi olacakmis gibi basliyor, sosyal gercekcilik ve korkuyu bir yere kadar cok iyi karistiriyor. son act'ini biraz yavan ve gereksiz bulsam da, takdir ettigim bir film olmustu.) 'notre jour viendra' da bildiginiz gibi video klipleriyle baya bir olay yaratan Romain Gavrais'in (kendisi de kapanis partisine de geliyormus!) ilk uzun metrajli filmi; ben denk gelemedim henuz ama twitch gibi sitelerin bu seneki kesifleri arasinda gosterdigi bir filmdi. Atlikarinca'yi da bilmiyorum. Ensesti islemesi dolayisiyla ilginc olabilir gibime geldi ama. (Fatih Ozguven Acik Radyo'daki bir soylesinde soyle buyurmus: "işin ensest kısmı ile ilgilenmedim ben/bu da çarpıcı ve önemsenmesi gereken bir konu ama ben bu filmde diğer filmlerdeki erkek yönetmenlerinin erkek bakışının yerine kadın bir yönetmenin gözünden aile babası erkek'in derin bir tahlil ile çizilmiş olmasını beğendim")
hit filmler bolumundeki filmler haklarinda daha cok sey duydugunuz filmlerdir diye cok fazla uzerinde durma geregi duymuyorum. Ama burada kacmaz filmlerden en basta gelen Arjantin filmi Carancho olmali diye dusunuyorum. (gecen sene Arjantinli elestirmenler, 2010'un en iyi filmi sectiler.. cidden Pablo Trapero'yu tekrar formunun zirvesinde gormek guzel. Kendisi de kes!f jurisi icin istanbul'da olacak.. Bir de Romen filmi "Marti, Dupa Cracuin", kadrajlari cok enteresan sekilde kullanan bir film. ben bu sene denk geldigim butun Romen yeni dalgasi filmlerine bayildim bu arada :) Keske gecen senenin en deneysel pek muhtesem Cavusesku belgeselini alsalardi! Bu arada festivalin takipcilerinin mutlaka ama mutlaka bakmasi gereken bir diger is, her filmiyle yeni bir seyler deneyen, belki de bicim uzerine jenerasyonu arasinda en cok kafa yoran adamlardan birisi olan Benedek Fliegauf'un Womb'u olmali. Dagitimcisinin olmamasi, ve muziklerin Max Richter tarafindan yapilmis olmasi ayri bir tercih sebebi olabilir!
Fantastik filmlerden Skeletons acayip orjinal. Baska bir yerde de dedigim gibi Celine and Julie Go Boating'le Charlie Kaufman senaryolari arasinda bir yerde.. Belki onlar kadar orjinal! Gene bu bolumden, Rubber da acayip eglenceli, ve yaratici hafiften de campy bir sey. Bir de Hayatta Kalmak cek surrealist yonetmen Svankmajer'in gorup gorebilecegimiz son filmi olabilir, seviyorsaniz kacirmayin. (Svankmajer de !f'in favori yonetmenlerindendir, bildigim kadariyla bu gosterilen 3. filmi..)
Ne Kadar Kurgu O Kadar Gercek bolumundeki filmler !f 2011'de gorebileceginiz en orjinal filmler olacak gibime geliyor. Her biri tek tek acayip yenilikci, ve tuhaf: konularina etnograik bir yaklasimlari oldugu soylenebilir. Ozellikle Hepiniz Kaptansiniz'i ve Summer of Goliath'i (bu seneki venedik'te en deneysel filmlerin gosterildigi orizzonti bolumunun en iyi filmi secildi. ) kucuk sinemacilarin kacirmamasi gerekiyor.. marwencol, ah evet, cok fazla bir sey soylemiyorum. cok kolay istismar edilebilecek bir konuyu cok hassas bir bicimde ele almis olmasi bile takdire sayan. akildan cikmayacak, inanilmaz orjinal bir hikayesi var.. benim bu seneki iki favori belgeselimden birisi.
Y-eni Kusak bolumunden Oksijen'i izledim bir tek. birkac yil once festivallerde kult olan Belcika filmi Ben X'in daha az konusunu istismar edeni diyebilirim. Fleurs du Mal ve Confessions'in da baya enteresan olduklarini duymustum.
hit filmler bolumundeki filmler haklarinda daha cok sey duydugunuz filmlerdir diye cok fazla uzerinde durma geregi duymuyorum. Ama burada kacmaz filmlerden en basta gelen Arjantin filmi Carancho olmali diye dusunuyorum. (gecen sene Arjantinli elestirmenler, 2010'un en iyi filmi sectiler.. cidden Pablo Trapero'yu tekrar formunun zirvesinde gormek guzel. Kendisi de kes!f jurisi icin istanbul'da olacak.. Bir de Romen filmi "Marti, Dupa Cracuin", kadrajlari cok enteresan sekilde kullanan bir film. ben bu sene denk geldigim butun Romen yeni dalgasi filmlerine bayildim bu arada :) Keske gecen senenin en deneysel pek muhtesem Cavusesku belgeselini alsalardi! Bu arada festivalin takipcilerinin mutlaka ama mutlaka bakmasi gereken bir diger is, her filmiyle yeni bir seyler deneyen, belki de bicim uzerine jenerasyonu arasinda en cok kafa yoran adamlardan birisi olan Benedek Fliegauf'un Womb'u olmali. Dagitimcisinin olmamasi, ve muziklerin Max Richter tarafindan yapilmis olmasi ayri bir tercih sebebi olabilir!
Fantastik filmlerden Skeletons acayip orjinal. Baska bir yerde de dedigim gibi Celine and Julie Go Boating'le Charlie Kaufman senaryolari arasinda bir yerde.. Belki onlar kadar orjinal! Gene bu bolumden, Rubber da acayip eglenceli, ve yaratici hafiften de campy bir sey. Bir de Hayatta Kalmak cek surrealist yonetmen Svankmajer'in gorup gorebilecegimiz son filmi olabilir, seviyorsaniz kacirmayin. (Svankmajer de !f'in favori yonetmenlerindendir, bildigim kadariyla bu gosterilen 3. filmi..)
Ne Kadar Kurgu O Kadar Gercek bolumundeki filmler !f 2011'de gorebileceginiz en orjinal filmler olacak gibime geliyor. Her biri tek tek acayip yenilikci, ve tuhaf: konularina etnograik bir yaklasimlari oldugu soylenebilir. Ozellikle Hepiniz Kaptansiniz'i ve Summer of Goliath'i (bu seneki venedik'te en deneysel filmlerin gosterildigi orizzonti bolumunun en iyi filmi secildi. ) kucuk sinemacilarin kacirmamasi gerekiyor.. marwencol, ah evet, cok fazla bir sey soylemiyorum. cok kolay istismar edilebilecek bir konuyu cok hassas bir bicimde ele almis olmasi bile takdire sayan. akildan cikmayacak, inanilmaz orjinal bir hikayesi var.. benim bu seneki iki favori belgeselimden birisi.
Y-eni Kusak bolumunden Oksijen'i izledim bir tek. birkac yil once festivallerde kult olan Belcika filmi Ben X'in daha az konusunu istismar edeni diyebilirim. Fleurs du Mal ve Confessions'in da baya enteresan olduklarini duymustum.
Gokkusagi'ndan Dzi Croquettes'i cok sevmistim. Kor Bicak (108) da ilgilendigi konu itibariyle hic fena degildi. LA Zombie acayip ucmus durumda. En son Melbourne'de filmin gosterimini yapan underground festivalin yoneticisini hapse attiriyordu nerdeyse. Sirf controversy icin bile degebilir :)
Tabi geceyarisindan Amer var! Dunya promiyerini burada yapmisti gecen sene. Asiri bayilmamistim ama bakis acisiyla cok orjinal bir sekilde oynayan bir film. Neredeyse diyalog yok! Kesinlikle yenilikci! keske yonetmenlerin bu filmi onceleyen kisalarini da koysalarmis. Steven Severin'in canli performansiyla izlemistim ben burada..
Tabi geceyarisindan Amer var! Dunya promiyerini burada yapmisti gecen sene. Asiri bayilmamistim ama bakis acisiyla cok orjinal bir sekilde oynayan bir film. Neredeyse diyalog yok! Kesinlikle yenilikci! keske yonetmenlerin bu filmi onceleyen kisalarini da koysalarmis. Steven Severin'in canli performansiyla izlemistim ben burada..
Sesli Yasam bolumunden We Don't Care About Music Anyways, muzigin olusturulma 'surec'i uzerine hayli ilginc bir film. Muzik turune ilginiz olmasa dahi cok ilginc bulunabilecek cok kendine has bir film.
Bonus'dan Four Lions hayli iyi basliyor, ama isledigi konunun ciddiyetinde boguluyor gibi bir yerden sonra. Gene buradan bir onceki post'da Yoel'in de bahsettigi Sineklik tavsiye edilebilecek filmlerden. Bu film icin Charlie Chaplin'in kizi Geraldine simdiye kadar okudugu en iyi 3 senaryodan birisi oldugunu soylemis. Ben asiri bayilmamistim ama filmin cok eglenceli anlarinin oldugunu itiraf etmeliyim
Sundance'den gelen filmlerden henuz gormediyseniz ilginc bir belgesel/fiction hybrid olan Last Train Home'la (gecen sene kes!f odulunu alan Agrarian Utopia'yi andiriyor), ve bir nevi 'found footage' olarak adlandirilabilecek Black Power Mixtape epey iyi isler.
4 Şubat 2011 Cuma
!f 2011 tavsiyelerim
Selamlar, uzun zaman oldu görüşmeyeli.
!f 2011 hakkında aslında tavsiye yazmak bizim haddimize değil, filmlerin büyük bir oranını seyretmiş olan Küçük Sinemalar yazarı Mustafa kardeşim tavsiyelerini !f'in sitesinde yazmış. Herşeyden önce sizi oraya yönlendirmek istiyorum, linkiniz budur! Onun tavsiye ettiği filmlerin hepsini görmeyi kendime hedef edindim, bir tanesi dışında da o filmlere bu yazıda bilerek yer vermedim.
Benim görmek için en sabırsızlandığım film Le Quattro Volte.
Notre Jour Viendra, aslında pek de umrumda olmayan yönetmen Costa Gavras'ın oğlu Romain Gavras'ın ilk uzun metrajı. Kendisini bir süredir çektiği klipler sayesinde takip ediyorum, bayaa da enteresan işler peşinde oldu şimdiye kadar (bkz. Vimeo sayfası). Romain'in Fransa'da yasaklanan bu klibi hakkında ilahlarımdan Chris Marker bir yazı yazmış, 'Kimsenin görmek istemediğini göstermek, şiirin işlevlerinden biridir' diyerek savunmuştu. Fransızcanız varsa yazıyı buradan okuyabilirsiniz.
Diğerlerinden ise, olağanüstü komik bir fragmanı olan La Mosquitera, güzel bir ruhu var gibi görünen Noel'den Sonraki Salı, mizahla dramı güzel harmanlayacak gibi duran Pál Adrienn, !f'in sitesinde fragmanı bulunmayan ama buradan bir kısa filminin bir bölümünü izlediğim Taha Karimi'nin Kandil Dağları ve dünya tatlısı insan Bruce LaBruce'un yurtdışında bazı yerlerde bile yasaklanmaktan zor dönen politik zombi filmi L.A. Zombie...
Kısalardan konu açılınca ise ben mümkün olduğunca hepsini görmeye çalışıcam. Aralarında değerli yönetmenler keşfedeceğimi umut ediyorum. En merak ettiğim ise Cem Öztüfekçi'nin ülkemizi Ocak ayında Angers'de temsil eden Nolya'sı.
Son olarak da, bu tarz şeyleri yazmayı pek sevmem ama... Hepsi Senin İyiliğin İçin seçkisinde benim de saldım çayıra... isimli bir kısa videom gösteriliyor. Bu vesileyle videomun müziğini yapan Lari Dilmen'e ve cep telefonuyla çektiği görüntülerle videoya müthiş bir katkı yapan dostum Okan Aydın'a buradan da teşekkür ediyorum. Bu seçkideki film/videoların neredeyse hepsini gördüm, aralarında birçok deneysel iş de var. Bayaa bir içinde olduğum için objektiflik iddiasında bulunamayacağım (hiçbir zaman bulunmuyorum gerçi) ama gerçekten tavsiye ederim. Süreci !f'in tanıtım yazısı güzel özetliyor.
Aynı gösterimde filmleri gösterilecek diğer yönetmenler: Ali Taptık, Deniz Buga, Emre Akay, Extramücadele & Serkan Tunç, Fatih Kızılgök, Gürcan Keltek, Selda Asal, Zeyno Pekünlü
Gürcan Keltek'in filminin kurgusu da yine bir Küçük Sinemalar yazarı Eytan İpeker'den...
Biletler yarın satışa çıkacak. Herkese iyi seyirler dilerim!
Etiketler:
Bruce LaBruce,
Cem Öztüfekçi,
İf Film Festival,
Istanbul,
Lari Dilmen,
Romain Gavras
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






